Hep Aynı Rüya
[ HEP AYNI RÜYA ]*
Son zamanlarda hep aynı rüyayı görüyorum, dedi adam. Bir ameliyathanedeyim, üşüyorum, etrafımda yeşil elbiseli hemşireler ve doktorlar var. Sonra bir hemşire elindeki maske ile yanıma yaklaşıyor. Size şimdi biraz oksijen vereceğiz, derin derin nefes alın, diyor. İlk nefesi aldıktan sonra gözlerimi başka bir yerde açıyorum. Orası da ameliyathane kadar soğuk, etrafımda kimse yok. Perdelerle ayrılmış bir bölümün içindeyim. Elimi uzatıp perdeyi biraz aralıyorum. Yandaki yatakta yatan adamı görüyorum. Ameliyattan yeni çıkmış. Kulağının altından boynuna doğru tampon yapılmış bir sargısı var. Yüzünü daha iyi görebilmek için biraz daha doğrulmaya çalışıyorum. Midem bulanmaya başlıyor. Adamın yüzünü görünce uyanıyorum hep. Çok tanıdık geliyor o yüz bana, sanki kendi yüzüm gibi.
*[ izzet koçak ]
#mikroöykü23
Cenaze Dolayısıyla Kapalıyız!
[ CENAZE DOLAYISIYLA KAPALIYIZ ]*
Kadın heceleyerek dükkanın kapısındaki yazıyı okudu. "Ce-na-ze do-la-yı-sıy-la ka-pa-lı-yız!" Elindeki pazar çantasını kapının yanına bıraktı. Yorulmuştu. Etrafta soluklanacak bir yer de yoktu. Yan dükkandaki adam bir tabure ile çıktı. "Buyur teyze." dedi dükkanına davet ederek, "yorgun görünüyorsun". Kadın tabureyi alıp oturdu. "Açarlar mı dükkanı bugün" diye sordu kadın. Adam, sanmam birkaç gün açmazlar." dedi. "Bir emanet bırakacaktım, tâ köyden geldim. Bir daha ne zaman gelirim bilmem!" dedi kadın. "Sakıncası olmazsa bana bırakabilirsiniz." dedi adam. Kadının yüzü aydınlandı. "İyi olur," dedi, "zaten geç kaldım getirmekte, ayıp oldu." diye ekledi. Cebinden bir miktar parayı çıkartıp adama verdi. "Bu parayı elden aldım," dedi, "Handan'a verirsen çok iyi olur! Hani dükkanda çalışan kız var ya ona." Adam, elindeki paraya baktı. Midesinden göğsüne oradan boğazına doğru yürüyen bir acı hissetti. Gözleri buğulandı. "Teyze," dedi yutkundu adam. "Handan, dün bir trafik kazası geçirdi ve kurtarılamadı. Bugün öğleyin onun cenazesini kaldırdık. Dükkan da bu sebeple kapalı."
*[ izzet koçak ]
#mikroöykü416
Atlılar
[ ATLILAR ]*
Üç
atlı suları iyice çekilmiş olan derenin kıyısında belirdiklerinde gün yerini
geceye bırakmaya başlamıştı. Bir süre daha dere kenarında at sürdükten sonra
geceyi geçirebileceklerini düşündükleri bir düzlükte atlarından indiler.
Uzun
boylu ve sağlam yapılı olan, ataları alıp indikleri yerden yirmi adım öteye
çaktığı bir kazığa bağladı. Önlerine de bir tutam ot bıraktı.
Kısa
boylu ve topluca olan, akşam yemeği için hazırlıklar yapmaya girişti. Ocak için
beş altı tane irice taş bulup bir çember yaptı. Sonra ateş için odun aramaya
gitti. Diğer ikisine göre daha genç duran üçüncüsü, avladıkları tavşanların
derisini çoktan yüzmeye başlamıştı dere kenarında.
Gecenin
karanlığı iyice çöktüğünde üç adam ateşin karşısında bağdaş kurmuş sessizce
oturuyorlardı. Karınlarını doyurmuş, tavşanlardan arta kalan kemikleri de ateşe
atmışlardı. Ocağın üzerindeki demlikte siyah çay hazırlamıştı kısa boylu ve
topluca olanı. Çay, günün tüm yorgunluğunu üzerlerinden almış gibiydi. Gecenin
sessizliğinde derenin iyice azalmış suyu bir yılan gibi sürünerek akıyordu. Üç
adam hiç konuşmadan ilk bardaklarındaki çaylarını bitirmişti. Demlikteki çay
bitene kadar aynı sükût içinde çaylarını içmeye devam ettiler.
Ocaktaki
ateş iyice köz haline geldiğinde üç adam çoktan yere serdikleri keçelerin
üzerinde derin bir uykuya dalmışlardı. Güneşin ilk ışıkları ocağın sönmüş
külleri üzerine düştüğünde, üç adam çoktan atalarına binip oradan ayrılmışlardı.
*[ izzet koçak ]
#öykü
İyi Bilirdik!
[ İYİ BİLİRDİK ]*
Adamın birinin bir gün acil bir işi çıkmış. Yetişmesi gerekiyor, zira mesele hayati! Azrail ile randevusu var ve kaçırmak istemiyor. Gideceği yerle aradaki mesafeyi kısaltan hiç kullanmadığı bir yol var, orayı kullanırsa daha çabuk varacak, koca caddeyi dolaşmayacak. Ama sokak malum mekanlarla dolu; meyhanesi, barı, pavyonu... Bir an tereddüt ettikten sonra ne olacak ya, diye dalıyor sokağa. Telaşı, yorgunluğu bir de bu sokaktan geçiyor olmanın tedirginliği göğsünün üzenine çöküyor. Sokağın ortasına gelince kalbi tekliyor ve olduğu yere yığılıyor. Azrail'in de o yolu kullanacağını kim tahmin edebilir değil mi!?
Ertesi gün cenazesinde fısıltıyla şöyle sözler dolaşıyor kulaktan kulağa:
"Gizli gizli gider içermiş, çocuklarının bile haberi yok, çok şaşırmışlar duyunca."
"Birine tutulmuş, çok para yedirmiş diyorlar, para bitince tekmelemiş oruspu, bu da kapıya dayanmış gündüz gündüz, yüz bulamayınca yine, yıkılmış sokağın ortasına!"
"Yok, öyle değil, bir işi varmış onun için geçmiş diyorlar. -Ya hu sen de inandın mı!?"
"Allah insana ölümün de öleceğin yerinde hayırlısını versin, böyle bar pavyon önünde, düşmanım başına gelecekse gelmesin, yazık!"
Namaz bitmiş, hoca dönüp soruyor cemaate: "Mevtayı nasıl bilirdiniz!" Cemaat hep bir ağızdan: "İyi bilirdik!"
*[ izzet koçak ]
#öykü
Ali Öldü, Biz?
[ ALİ ÖLDÜ, BİZ?]
Muhammed Ali öldü, biz de ölmüş sayıldık.
Ben küçük bir çocukken oldu bitti her şey. Evdeki tüm erkekler gecenin bir yarısı siyah beyaz televizyonun başına geçer. Kupa Amerika seyretmezdik, siyah bir adamın ringdeki dansını seyrederdik. O vurdukça biz vurmuş sayılırdık, o kazandıkça biz kazanmış olurduk. O Amerika'ya isyan edince, bizler birer asi olurduk. Dün gece kelebek gibi uçan arı gibi sokan, zihnimin ilk süper kahramanı hayata gözlerini yumdu.
O öldü, biz de ölmüş sayıldık.
*[ izzet koçak ]
#derkenar
Kuşçu Hasan
[ KUŞÇU HASAN ]*
Dünya, duyum eşiğinin milyarlarca kat üzerinde bir sesle dönerken o sessizce mezarlığa bakıyordu. Gözleri bir mezarın üzerinde takılıp kalmıştı. Bir kuş bu mezarın üzerine yuva yapmış, yetmezmiş gibi iki de yumurta bırakmıştı. Yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. Yumurtaların üzerine bırakıldığı mezarın taşında Kuşçu Hasan yazmaktaydı.
*[ izzet koçak ]
#mikroöykü146
İz Hâli
[ İZ HÂLİ ]*
Sena'ya
Sabah kalkınca doğruca lavaboya gittim. Elimi yüzümü iyice yıkadım. O tarifsiz his yüzüme yapışıp kalmıştı. Biraz daha ovaladım. Sabunladım yüzümü. Sonra yine musluktan akan suyla iyice duruladım. Aynaya bakmaya korkuyordum. Öylece orada bulmaktan korkuyordum onu ya da bulamamaktan. Başımı yana çevirdiğimde onunla yüzü yüze geldik. İz hâlâ yüzünde duruyordu. Dünden kalan bir hüzünle gülümsüyordu.
*[ izzet koçak ]
#mikroöykü24
Dün, Bugün ve Yarın
[ DÜN, BUGÜN VE YARIN ]*
"Ben hafızası olmayan bir adamım!"
Düne dair her şey tüm kronolojik sıralamalardan münezzeh bir vaziyette, düz bir şerit gibi bugünün hemen ardında duruyor.
Yarın mı, güldürmeyin! Öyle bir şey de zaten yok!
*[ izzet koçak ]
#izdüşünce
Görünmeyen
[ GÖRÜNMEYEN ]*
Bugün onu gördüm. Karşımdan geliyordu. Yanında birkaç kişi daha vardı. Beni görmüş, bundan dolayı mutlu olmuş bir şekilde bulunduğum yöne doğru geliyordu.
Ben de onun geldiği tarafa doğru yöneldim. Onu gördüğüm için mutlu olmuştum. Hızlı adımlarla ona doğru ilerledim. Aramızda bir kaç adım ve bir adam kalmıştı. Tam adını söyleyeceğim sırada beni hiç görmediğini fark ettim, yanındakine eliyle uzaktaki bir şeyi göstererek bir şeyler söyledi. Ben adı ağzımın içinde dolanıp durur bir vaziyette öylece kalakaldım.
Hep birlikte eliyle işaret ettiği tarafa doğru ilerlediler, yanımdan öylece geçip gittiler. Sanki ben orada hiç yokmuşum gibi. Ben değil, gözle görülecek hiçbir şey yokmuş gibi göz ucuyla bile bakmadan uzaklaştılar.
Orada hiç kimse yoktu.
Bu onu üçüncü görüşümdü. Onun beni hiç!
Son görüşmemizin üzerinden asırlar geçmiş olmalı. Beni tanımadı sanırım. Çok değişmiş olmalıyım. Beni tanıyabilmesi için tabi ki önce beni görmesi gerekiyordu. Beni görmeden tanıyıp tanımadığını bilemem.
Bana hep beni görmüş gibi geliyor. Oysa o hiçbir zaman beni görmüyor. Görmemezlikten de gelmiyor, yanlış anlaşılmasın gerçekten görmüyor.
Ben onu rüyalarımda da görüyorum. Onunla konuşuyorum. Eski günlerden bahsediyorum. Ortak hikayelerimizden söz açıyorum. O ise sadece dinliyor. Rüyalarımda da beni görmüyor sanırım. Hatta rüyalarımda duymuyor da. Daha bana hiç cevap vermedi. Rüyalarımın dışında onunla tek kelime konuşmadım.
Onun beni görmediği bu karşılaşmalarımızın ilki cenazedeydi. Mevtayı toprağa koyup üzeri defnedildikten sonra gömücüler dağılmıştı. Hoca, mezarın başında eğilmiş talkın vermişti. Hocanın söylediklerini duyacak kadar mezara yakındım. Hatırlatılan şeyleri biliyordum. Bana hatırlatmaları gerekmiyor. Hoca da gittikten sonra mezarın etrafında kimse kalmadı.
Taze bir mezar, taze bir ölü ve taze bir keder.
O, sonra tek başına mezarın başına gelmişti. Hiçbir şey söylememişti. Öylece bakmıştı. İçinden ne geçtiğini okumak için gözlerini görmek gerekiyordu. Ben gözlerini göremiyordum. Yüzünü de göremiyordum. Hüznünü hissediyordum sadece. O yine beni görmemişti. O çok mahzundu. Bense!?
Ah! Ne kadar aptalım ben.
Tabi ki göremez beni, şimdi hatırlıyorum.
O gün kaldırılan cenaze bana aitti. O benim mezarımın başında duruyordu öylece. Beni son kez görmek için gelmiş ama yine görememişti. Ben o günden beri onun sadece hayal ettiği bir şeyim artık.
*[ izzet koçak ]
#anlatı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









