Sinema / Dizi 2023

 

[ iz'lediklerim ]


The Creator
Film




Shirley
Film




Anna
Film




Oppenheimer
Film




The Killer 
Film




Only Murders in the Building
3. Sezon




Blue Eye Samurai
1. Sezon




Scavengers Reign
1. Sezon




The Fall of the House of Usher
1. Sezon




One Piece
1. Sezon




Ahsoka Tano
1. Sezon




John Wick 4
Film




Twisted Metal
1. Sezon




The Marvelous Mrs. Maisel
5. Sezon




The Marvelous Mrs. Maisel
4. Sezon




The Marvelous Mrs. Maisel
3. Sezon




The Marvelous Mrs. Maisel
2. Sezon




The Marvelous Mrs. Maisel
1. Sezon




I Am Groot
2. Sezon




The Covenant
Film




Şanzelize Düğün Salonu
1. Sezon




Warrior
3. Sezon




Morbius
Film




Citadel
1. Sezon




Silo
1. Sezon




Yellow Jackets
2. Sezon 




Ted Lasso
3. Sezon




The Great
1. Sezon




Succession 
4. Sezon




Sweet Tooth
2. Sezon




Star Wars Vision
2. Sezon




Luck Hank
1. Sezon




Beef
1. Sezon




The Road
Film




Cunk on Eart
1. Sezon




Skyfall
Film




Hayalet Avcıları: Öteki Dünya
Film




Godfather Of Harlem
1. Sezon




The Company You Keep
1. Sezon




Maldalorian
2. Sezon




Your Honor
2. Sezon




Servant
4. Sezon (Final)




Not Dead Yet
1. Sezon




A Man Called Otto
Film




Shrinking
1. Sezon




Carnival Row
2. Sezon




The Courier
Film




The Chemistry Of Death
1. Sezon




Mayor Of Kingstown
2. Sezon




Babylon
Film




The Royal Game
Film




No Sudden Move
Film




Everything Everywhere All At Once
Film




Ayak İşleri
2. Sezon




Pinokyo
Film




Ayak İşleri
1. Sezon




Ex Machina
Film




Top Gun Maverick
Film




Bad Batch
2. Sezon




The Last Of Us
1. Sezon




The Banshees Of Inisherin
Film




Enola Holmes 2
Film




Moonfall
Film




Nope
Film




The Pale Blue Eye
Film




The Mosquito Coast*
2. Sezon




Room
Film




The Menu
Film




*The Handmaid's Tale
3. Sezon




*Slow Horses
2. Sezon




*The Handmaid's Tale
2. Sezon


[ izzet koçak ]

Okuma Listesi 2023

 

[ KİTAP MEZARLIĞI ]*

Derde Deva Randevu [ No:2 ]
Murat Menteş - Alfa


Kapı Birden Vuruldu
Etkar Keret - Siren


Dune 2- Dune Mesihi
Frank Herbert - İthaki


Yazmak Üzerine
Raymond Carver - Can


Deli Kadın Hikayeleri
Mine Söğüt - YKY


İnsanın Fabrika Ayarları 
[ 1. Kitap: Beden
Sinan Canan - Tuti


Derde Deva Randevu [ No:1 ]
Murat Menteş - April


Uzak
Oruç Aruoba - Metis


İnsanlar 
Matt Haig - Domingo


Silo
Hugh Howey - İthaki


Yasak Olmayan Hazlar
Adam Philips - Metis


Hikaye Anlatıcısının Sırrı
Carmine Gallo - Aganta


Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz
Melisa Kesmez - Sel


Enayinin Portföyü
Kurt Vonnegut - Nora


Nevrotik Bir Gezegenden Notlar
Matt Haig - Domingo


Nohut Oda
Melisa Kesmez - Sel


İyi Yazmak Üzerine
William Zinsser - 6:45


Fakir Kene
Birhan Keskin - Metis


Tozkoparan
Thorvald Steen - İthaki


Zen ve Motosikler Bakım Sanatı
Robert M. Pirsig - Ayrıntı


Garanti Karantina
Murat Menteş - Sel


Lanetli Tavşan
Bora Chung - İthaki


Sadece Müzik
Haruki Murakami - DK


Usta Konuşmak İstiyor
Ali Ayçil - Dergah


Bulaşık Suyundaki Çay Kaşığı
Nilgün Bıyıklı - İz


Daha
Hakan Günday - DK


Çalınan Dikkat
Johann Hari - Metis


Ağır Roman
Metin Kaçan - Everest


Kış Günlüğü
Paul Auster - Can


Dedemin Bakkalı
Şermin Yaşar - Taze Kitap


Tehlikeli Diyardan Öyküler
JRR Tolkien - İthaki


Filin Yolculuğu
Jose Saramago - Kırmızı Kedi


Sinek Isırıklarının Müellifi
Barış Bıçakçı - İletişim


Zamanı Durdurmanın Yolları
Matt Haig - Domingo


Karısını Şapka Sanan Adam
Oliver Sacks, YKY


Neden Yazıyorum
George Orwell - Sel


İnsanlığımı Yitirirken
Osamu Dazai - İthaki


Gece Yarısı Kütüphanesi
Matt Haig - Domingo


Leş
Ferit Edgü - Sel


Boksör Böcek
Ned Beuman - Domingo


Taş Uykusu
Aslı Tohumcu - Kırmızı Kedi


Birinci Tekil Şahıs
Haruki Murakami - Doğan


Yeşil Peri Gecesi 
Ayfer Tunç - Can



Tost ve Kahve



 [ TOST VE KAHVE ]*

Mustangımı çadırın önündeki park yerine bıraktım.
Koşar adım çadıra vardım.
Retina taramasından sonra çadırın etrafındaki güvenlik bölgesi kalktı.
İçeri girdim. 
Çantamı çalışma masamın yanına bıraktım. 
Ceketimi askıya fırlattım.
Kendimi tuvalete zor attım. 
İnsanın kendi tuvaleti gibisi yok şu dünyada.
Bu rahatlığı başka bir yerde bulamıyorum çünkü.

Zulu elinde havlu tuvaletin kapısında bekliyordu. 
Teşekkür ederim Zulu, dedim havluyu alırken.
Teeeşşeeekkkürr ettmmeeene geeereeeekkk yoook, dedi cızırtılı bir sesle. 
Ses kartını acilen güncellemem gerektiği bariz bir şekilde haykırıyordu Zulu’nun sesi. 
Hoş, Zulu’nun da yeni ve organik modelleri çıktı. 
Artık yolda yürürken yanımdan geçenlerin insan mı yoksa robot mu olduğunun ayırımına varamıyorum.  

Mustangı sürerken kendimi çok kasıyorum sanırım.
Her tarafım tutulmuş gibi ağrıyor.
Kendimi masaj koltuğuna bırakırken Zulu tost ve kahve hazırlamak için mutfağa geçti. 
Redbook’a, iş yerime, on beş günde bir gidiyorum. 
Şirket politikası gereği uzaktan çalışan benim gibi elemanları insan kaynakları bir gün için şirket binasında topluyor. 
Sosyalleşme ıvır zıvırı adıyla bir sürü hokkabazlık yapıp gönderiyorlar.
Kurum kültürüne dâhil oluyormuşuz. 
Oysa benim onlara para kazandırmamın sebebi asosyal olmam, sosyal birisi olsam bu kadar hayal kurmazdım sanırım.

Zulu, tost ve kahveyi getirip sehpaya bıraktı. 
Tostun ve kahvenin birbirine karışan kokusuna bayılıyorum. 
Kahveden bir yudum alıyorum. 
Bir ısırık tosttan.
Harika.

Masaj koltuğundan kalkıp çalışma masama geçiyorum. 
Bedenimdeki tüm yorgunluk süzülüp gitmiş gibi. 
Şimdi işimi yapmalıyım. 
En azından iki saat hayal kurmalıyım. 
Benim işim bu, hayal kurmak. 
Redbook’un Tahayyül adını verdiği bölümde çalışıyorum.
Haftalık 2 GB kotam var, kotayı doldurduktan sonrası yan gel yat.
Ama ben iş prensibim gereği olarak, kota dolsun dolmasın günde en az iki saat hayal kuruyorum.
Çünkü ne demiş ataların ataları, işleyen demir ışıldar!
Aslında su katılmamış bir hayalperesttim, hayal kurmadan yaşayamam!

Bağlantı aparatlarını şakaklarıma yerleştirip  genel ağa bağlanıyorum.
Biraz eski usul ama hayal kurarken boş beyaz bir kâğıdın üzerine kelimeler yazıyorum.
Kelimeler arasında özgün bağlantılar kurmaya çalışıyorum.
Bu yöntem sayesinde kısa sürede Tahayyülcüler arasında üçler derecesine yükseldim. 
En üst seviyenin bir altı oluyor bu bildiğim kadarıyla, bir üste çıkınca evliya oluyorsunuz!
Şirket bu derecelendirme işine meratip adını veriyor.
Redbook böyle tuhaf bir dil kullanılıyor iç hiyerarşisinde, sadeleşmeye karşıymış kurucusu.
Elinizde sözlükle dolaşmanız gerekir binanın içerisinde bile.
Robotlara hayal satan bir firma için ilginç bir dil kullanımı ama bir süre sonra alışıp gidiyorsunuz. 

Hayal kurmaya başlamadan önce gelen kutusunu kontrol ediyorum.
Geçen ay gönderdiğim hayaller Tasdik bölümünden geçmiş. 
Tahakkuk eden param hesabıma yatırılmış. 
İyi para kazanıyorum ama bir asosyal için parayı harcamayı bilmiyorum.
Genelde elimdeki parayı çarçur ediyorum.
Zulu bile benden çok daha iyi anlıyor ekonomiden.
Bunu fark ettiğimden beri çadırımın muhasebe işlerini ona devrettim. 
Gelir gider ondan soruluyor.
Dışarı çıkarken hesabıma harçlığımı o yüklüyor. 
Robotumun hizmetindeyim, deyim yerindeyse.

Zulu ile düşünme şeklimiz birbirine çok benziyor, çünkü ona yüklenen bütün hayaller bana ait. 
Hatta, yapay zekası benden aldığı hayalleri işleyerek yeni hayaller kuruyor.
Bilmeyen birisi Zulu’nun kurduğu hayaller ile benimkiler arasındaki farkı ayırt edemez. 
Aramızda kalsın bazen şirkete Zulu’nun hayallerini gönderiyorum, fark etmiyorlar. 
Yakında Zulu her şeyi devralabilir. 
Evet, bu tehlikeli bir durum ama Zulu’ya kendim kadar güvenirim. 
Kendime de Zulu kadar. 
Yani aslında ben Zulu da olabilirim.
Zulu da ben.

E-postaları kontrol ettikten sonra hayal girişini açıyorum. 
Ama bir terslik var.
Şifremi kabul etmiyor. 
İmkânsız, yirmi yıldır aynı şifreyi kullanıyorum.
Zulu ile göz göze geliyoruz. 
Zulu’nun elinde susturucu takılmış bir glock.
Tek bir atış yapıyor.
Kurşun alın kemiğimi dağıtıp beynimin içerisine dalıyor.
Arka taraftan çıkmadan önce nefesi kesiliyor.
Arkaya mı öne mi düşsem diye karar veremeyip sağ tarafıma doğru yığılıyorum. 

Şirketten tanığım iki Tasavvurcu içeri giriyor. 
Ellerinde testereler ve büyük siyah torbalarla.
Tasavvurcularla olan rekabetimizin sadece yazılım farkı olduğunu sanıyordum.
Meğerse daha derin bir düşmanlık varmış.
Ama artık bir ölü olduğum için bunu araştırmaya vaktim olmayacak. 

Beni parçalara ayırıp siyah torbanın içerisine koyuyorlar.
Zulu etrafı toparlayıp hiçbir şey olmamış gibi bilgisayarın başına geçiyor.
Bağlantı aparatlarını şakaklarına takarak sisteme giriş yapıyor.
Parmakları klavyenin üzerinde hareket ediyor. 
Şifre kabul ediliyor, bu sesini nerde duysam tanırım. 

Hayal yüklendi, uyarısıyla gözlerimi açıyorum. 
Kalemi, kelimelerle dolu kâğıdın üzerine bırakıyorum.
Hayal işleyicisi programını kapatıp şakaklarımdaki aparatları çıkarıyorum.
İki tasavvurcu Zulu’nun parçalarını torbalara dolduruyor.
Kendime bir tost ve kahve yapmak için mutfağa geçiyorum.
Tost ekmeğini çıkarıyorum.
Kahve makinesinin düğmesine basıyorum.

Beş dakika sonra masaj koltuğuna bırakıyorum kendimi.
Tost ve kahvenin birbirine karışan kokusu nedense eskisi kadar çekici gelmiyor!

*Ceylan Özbay'a

[ izzet koçak ]

Mutluluğun Kokusu


[ MUTLULUĞUN KOKUSU ]*

Dalından koparıyormuş gibi birkaç domates attım poşete. 
Diğer poşete biraz köy biberi koydum. 
Menemene soğan konulur mu konulmaz mı tartışması umurumda değildi ama soğan alırken aklıma geldi birden. 
Ben ‘gizli soğan sevenler derneği’ üyesi olduğum için soğan, benim hayatımda her şeye maydanoz olmayı başarıyor. 

Cennet de böyle bir yer olmalı, dedim marketin manav bölümünde çalışan abiye.
Yüzüme tuhaf tuhaf bakmaya başladı. 
Hani, dedim, elini uzattığın her şeye ulaşabiliyorsun ya o bakımdan.
Güldü. 
Yaka kartında ismi yazıyordu: Nuri.

Nuri abi aldıklarımı tartı, barkotlu etiketleri poşetlerin üzerine yapıştırıp alışveriş arabasına yerleştirdi. 
Arabayla raflar arasında slalomlar yaparak şarküteri reyonuna ulaştım. 
Coşkun Sabah söylemişti.
Yok, şarkıyı değil yumurta fiyatlarının böyle fırlayacağını ama söylemediği şey her şeyin fiyatının havaya uçacağıydı. 
Umarım kısa zamanda ekonomik yer çekimi bulunur, yoksa beşiğinde sallanan bu canavar büyüme rakamlarını da yiyip bitirecek! 
Altı yumurta da arabanın içerisine yerleştikten sonra cep telefonuma gelen watsap mesajıyla irkildim. 
Cep telefonu bende böyle bir rahatsızlığa sebep oluyor. 
Ondan gelen her şey beni önce tedirgin ediyor, sonra olumlu ya da olumsuz fark etmeksizin bir gerilime sokuyor.
Doktora gitmedim, kataloga yeni bir hastalık daha eklemenin âlemi yok.

Mesaj eşimden geliyordu. 
Eski eşimden, nafakayı yatırdığım için teşekkür ediyordu. 
Kalp emojisine tıklayıp, gönder butonuna bastım.
Ayrıldığımıza herkes çok şaşırmıştı. 
Aslında biz de şaşırmıştık, lakin ayrılığımız her şeyin daha kötü bir anıya dönüşmesini engellemeden doğru bir zamanda gelmişti. 
İkimiz de geriye dönüp baktığımızda mutlu bir evlilik görüyoruz. 

Arada eleştiriler geliyor çevreden, sürdürmek için yeterince mücadele etmediğimiz için.
Oysa eşim de ben de mücadeleci kişiler hiçbir zaman olmadık. 
Hislerimizin kuvvetine inandık ve o hislerle kaba kuvvete başvurmaya gerek duymadık.

Kasiyer toplam rakamı söylediğinde bir aldıklarıma baktım bir de kasanın üzerindeki dijital ekranda yazan rakama.
Bu rakamlara alışmak kolay olmayacak ama alışırız önünde sonunda.
Kredi kartını uzatıp şifreyi girdim. 
Eşimin doğum günü, eski eşimin!

Marketten aldıklarımı dolaba yerleştirdim. 
Sabahtan kalan çayın altını açtım. 
Sınav kâğıtları masanın üzerine yayılmış okumam için beni bekliyordu. 
İçimden bir keşke daha geçti, özel bir okulda çalışıyor olsaydım, hepsine yüzü basar geçerdim diye.
Cam kupaya çayı doldurdum. 
Şekersiz çay içmek hastalık belirtisi olduğu için artık çaya şeker atmıyorum.
Hastalık mı yarıştıracağız şimdi, adını anmaya mahal yok illetin.
Masaya oturdum.
Yazılı kâğıtlarını önüme çektim.
Çaydan bir yudum aldım.
Faber-castell kırmızı tükenmez kalemin kapağını çıkardım.

Uyanık öğrencim kompozisyona benim sınıfta sıklıkla kullandığım bir cümleyle başlamış:
“Bir sabah uyandım ve kendimi bir karıncaya dönüşmüş olarak buldum. O günden beri durmadan çalışıyorum.”
Kompozisyonun sonunu pek bağlayamamış ama noktalama ve yazımda pek sorun yoktu. 
Baktım, elimde yeterince tam puan var, verdim ve diğer kâğıda geçtim.

Üç saat sonra masanın üzerini karıncalar bastı. 
Yazılı kâğıtlarındaki her bir harf bir karıncaya dönüşmüş gibiydi.
Masadan aşağı dökülüyorlardı. 
Bir grup karınca kırmızı faber-castelli sırtlanmış gidiyordu.
Yazılı kâğıtlarına verdiğim notları kemiriyordu bir kısmı da.
Ellerim, ellerimin yerinde uzun siyah bacaklar vardı. 
Karıncalar üzerime tırmanıyordu.
Yine dev bir karıncaya dönüşmüş bir haldeydim. 

Sandalyede geriye doğru yaslandım. 
Sırtım tutulmuştu, gözlerim ağrımıştı, aklım bulanmıştı. 
Acıkmıştım.
Karnımdan gelen sesler, bekâr bir adam için menemen vaktinin geldiğini ilan ediyordu. 

Soğanları doğradım ve tavanın içerisine attım.
Kulak memesi kıvamında pembeleşinceye kadar tavanın içerisinde çevirdim.
Mutluluğun mutfağı dolduran bu soğan kokusu olduğuna eminim ama kanıtlayamam!


*[ izzet koçak ]

Ahmet KOÇAK'a

Atama Bekliyor


[ ATAMA BEKLİYOR ]*

Kadın, kasiyerden iki paket sigara istedi. Kasiyer, abla her gün iki paket, abi iyi yetişiyor, dedi. Kadın, ev kira değil işte, yetiyor, dedi. Kasiyer, ev kira değilse yeter, dedi. Kadın, kız da okulu bitirdi, atama bekliyor, dedi. Kasiyer acı acı gülümsedi.

*[ izzet koçak ]

#mikroöykü524