Mekanın pekte anlamı yoktu. Her yer bizim mekanımız olabilir.
Zaman bir “an” için çok şey ifade etmiyor. Akıp giden bir zamandan bahsetmiyoruz. Bizim olayımız bir “an”da olup bitiyor.
Kişilerin kim olduğu pek belli değil; zira daha bir olayda yok. Bir olayımız olursa kişilerde olaya göre inkişaf edecektir.
Yalnız bir tanesi az buçuk belli gibi.
Ortada yoksa sadece bir kişilik, bir olay mı var? Zannetmiyorum.
Hava kapalı.
Sokakta kimsecikler olmamasına özen gösteriyorum.
Asfaltın üzeri ıslak.
Az önce hafiften bir yağmur geçmiş.
Duvar dibinde bir kedi, kedinin yanında çöp tenekesi.
İçimde binlerce yıl ötesinden taşınmış bir sıkıntı var. Sıkıntıyı seviyorum. Beni dinç tutuyor. Kendimi ortalığa salı vermiyorum. Çokta gülmüyorum. Ciddiyim. Çünkü çok şey biliyorum dünyaya ait. Gülemiyorum. Gülmekte yalancı bir şeylerin ifadesi var. Maskeli baloda olmak için yaşamıyorum ben. Gülüyor gibi mi geliyor oradan yoksa.
Saate bakıyorum.
Baktığım şeyi görmek gibi bir niyetim yok. Her şeyi görmeye de tahammül edemiyorum. Bakıyorum ve görmemenin hazzını yaşıyorum.
Hiç sevgilim olmadı/ sevginin olmadığı yerde sevgi ile eşleştirilmiş kelimenin olması, anlamsızlığın anlamsızlığı olurdu.
Kadınlar bu dünyanın en tehlikeli teröristleridir. Bombayı göz yaşlarında taşırlar. Karşı koyamazsınız. Cesediniz yakışıklı bir ihtiyar olur. Tabutunuz pırıl pırıl.
Tanrı, başıboş koyunlar gibi yaratıp bırakmamış bizi dünya tarlasına. Fazla semirip şişmeye başlayınca çobanlar göndermiş. Peygamber mesleği…
Sokakta.
Bir cinayet işlendi. Bir adamın ruhu katledildi. Kalbi yıkandı.
Pusu kurmuşlardı hayatının her köşesine adamın.
Bu adam kimdi?
Asfalta kanla çiziktirilmiş bir not bıraktı:
“Benim siz olmadığımı kimse bilmiyor.”
KANLA ÇİZİKTİRİLMİŞ PUSU
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
hayatta her şey mümkün yani... yüreğine sağlık.
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. İzzet KOÇAK