Nerde o eski bayramlar!
Nerde o eski ben!
Ben öyle eskiye rağbet edip bit pazarından dışarıya çıkmayanlardan değilim.
Ben, beni arıyorum yağmurlu bir bayram sabahında aynalarda. Aynalara bakmak korkutuyor karanlık ruhumu, aynalar ne kadar sırlı olsalar da yüzüne bakanların yüzüne haykırabiliyorlar tüm sırları.
“Sen, sen olmaktan çıkalı çok bayram geçti dünya üzerinden.”
Bir insan, ne zaman kendi olmaktan çıkar ve ne zaman kendisidir, bilemedim ayna bana ne anlatmak istedi.
Lakin sır mıdır bilmem. Ben, büyüdüm ve bayramlarda büyüdü. Ben büyüdükçe kirlendi dünya, çirkinleşti düşüncelerim; düşüncesi kirlendikçe benim gibi büyük adamların bayramları -o çocuk- değerlerinden yoksun kalıverdi. Çünkü biz hep çocuktuk güzel bayramlar yaşadığımızda.
İçimizdeki çocuklar öldüler, çocukça güzellikler taşıyan samimiyetimiz öldü kapı önlerinde. Öldürdük, güzellik adına ne varsa yüreğimizde. Yerine yapay gülücükler kondurduk. Büyük beklentiler ektik zihinlerimize. Bilemedik bir gün bırakıp gideceğimizi dünyayı. Dünyalık doldurduk ruhumuza, ruhumuzun ruhsuz kaldığını bir bayram sabahında anladık ansızın.
Ve suçu bayrama attık.
Neden eskisi gibi gelmiyorsun, diye çıkıştık. Bayram efendiliğini bozmadı bize bakarak, okşadı çocukların başlarını. Biliyordu bu çocuklarda büyüyecekti. Ve onların çocukları olacaktı başları okşanacak. Yoksa her bayram bu sokaklara gelmenin bir anlamı kalmayacaktı.
Bir sabah uyanacak insanlar bayram coşkusuyla, kavuşma neşesiyle yaratıcına. Bayram olacak bir kıyamet sabahı tüm yüklerimizi dünyada bırakıp gittiğimizde.
Nerde o eski bayramlar! Nerde o eski ben!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

0 yorum:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. İzzet KOÇAK