Gördüğü son rüyadan arta kalan bir ürpertiyle uykusundan uyandı. Etrafına şöyle bir göz gezdirdi kaptan. Kamarasının tavanında sallanıyordu gaz lambası gemiye eşlik ederek. Her şey uykuya dalmadan önceki kadar sıradandı.
Aylardır bu geminin içerisinde yolculuk yapıyorlardı. Perişanlıkları yüzlerine iyice yerleşmişti yolcuların, bir kara görmek ve kendilerini toprağın kucağına atmak için can atıyorlardı. Bir umut üzerine kurulmuştu tüm beklentileri; karayı görmek.
Gemiciler denizin çalkantılı uzun yolculuklarına alışmış olmaları, yolcuların hallerine kahkahalarla gülmelerine sebep oluyordu. Bazıları karaya ayak basmadan bir yıldan fazla bir zaman denizlerde yolculuk yaptıklarını anlatıyorlardı. Bu hikayeler yolcuların perişanlık ve tükenmişliklerini azaltmaktan çok artırıyordu.
Gemide mürettebat dışında kırk kişi vardı. Bunların hepsi kutsal yolculuğa gemiyle gitmeyi kararlaştırmış kişilerdi. Bu yüzden sessizce, hallerine şikayet etmekten kaçınarak, dua ediyorlardı. Ama ne kadar sessiz olsalar da deniz kendisine yabancı olan bu insanlara hiç iyi gelmemişti.
Hepsinin uykuları bozulmuş, rüyaları kabuslara dönüşmüştü. Hiçbir uyku onları huzur içinde sabaha eriştirmiyordu. Gemideki tüm yolcuların uykusuzluktan şikayetleri artıyor, kabusların hepsinde birden artması içten içe bir korku veriyordu.
Geminin yaşlı tayfalarından biri, yolcuların gördükleri rüyaları yorumlamaya başladı. Her birinin rüyasını ayrıntılarıyla dinliyor, anlatıcının konuşmasını arada bir kesiyor, sorular soruyor ve tekrar anlatmasını istiyordu. Sonra tabirini rüyasından perişan bir şekilde uyanmış yolcuya aktarıyordu. Bu işi o kadar ciddiyetle yapmaktadır ki rüyalarını ve kabuslarını yorumlatmak isteyenler onun peşinde kıvranmaya başlamışlardır. Kabusların içinden aydınlık bir gelecek tabiriyle bir nebze huzur buluyordu yolcular.
Bir zaman sonra yorumlarındaki bir ayrıntı dikkati çekmeye başlar yaşlı tabircinin. Tüm yorumlarında olacak ya da olmayacak şeylere dair aktardıklarını geminin karaya ulaşmasına bağlamaktadır. Yorumunu söyledikten sonra, tabi bunlar geminin durağına ulaşmasına bağlıdır, demektedir.
Yolculardan bir çoğu bunun sebebini merak etmeye başlar. Yaşlı tayfa, bunun nedenini açıklamak yerine daha çok merak uyandıracak, insanları daha çok tedirgin edecek şekilde soruyu uzaklara bakarak cevaplamaktadır sessizce. Yolcuların bir kaçı: “Bizi kandırıyor, doğru tabirlerde bulunmuyor, onun için her tabirini bizden ayrıldıktan sonraya göre yapıyor.” diyor. Bir kısmı ise: “Öyle bile olsa her tabirinden sonra geminin durağına ulaşmasını tabirine eklemesine gerek yok, neden tabirinin asıl şartı olarak koyuyor bunu son noktaya. Yoksa bize söylemediği bir şey mi var kabuslarımızda.” Herkes düşüncesini söyler söylemesine de bir merak dalgası almıştır gemiyi. Acep tüm yorumları neden gemiden ayrıldıktan sonraya dairdir.
Denizde görünen, hepsi gemiye dair rüyaların ve kabusların, hep karaya yorumlanması kaptanın da dikkatini çekmiştir. Bu kadar insan neden hep kabuslar görmektedirler? Yolcular dışındakiler neden rüya görmemektedir? Kaptanın kafasında da sorular artmakta, olanlara ilgisi yoğunlaşmaktadır. Bunun üzerine kaptanda yolculara gördükleri rüyaları anlattırıp, yaşlı tayfanın hangi yorumda bulunduğunu öğrenmeye merak salar.
Dinlediği onca kabusun ardından yapılan yorumların yumuşaklığı hastanın son anlarında ona sunulan şefkat damlaları gibi gelmeye başlar kaptana. Kaptanda karaya ulaşamayacaklarının endişesini taşımaya başlar. Kaptanın göğsüne şüphenin düştüğü sabahın gecesinde felaketler gemiyi sarmaya başlamıştır.
Kaptanın şüpheyi göğsüne yük ettiği sabahın gecesinde geminin ambarlarından birinde bir yarık oluşur ve yiyeceklerin bulunduğu depoyu su basar. Yarığı kapatsalar da yiyeceklerin çoğu telef olur. En yakın karaya birkaç haftalık yoluculuk mesafesinde olanlar için bu oldukça kötü bir haberdir.
Birkaç gün sonra bir fırtına patlak verir, geminin ana direği bu fırtınada yerinden kopar ve ipe dolanan iki denizciyle birlikte denizin derinliklerine doğru gider. Ana direğini kaybeden gemi rüzgarı tam toplayamadığından hızı azalmıştır. Yolculuğun süresi, uzadıkça uzayacaktır artık.
Suların tükendiği haberi yetişir ardınca, anlamsız bir şekilde dolu depolardaki sular bitmiştir. Geminin üzerinde kara bulutlar dolanmaktadır. Ve bütün bu kötü olaylar yaşlı tayfanın tabirlerinden sonra başlamıştır. Kimse artık rüyasını ona tabir ettirmeye gerek duymamaktadır. Tabiri baştan belli bir kabusun içindedir herkes.
Kimsede rüya görecek halde kalmamıştı. İçinde bulundukları durum en korkunç rüyaları bile gölgede bırakıyordu çünkü.
Birde gemide tüm bunların üzerine bir hastalık baş gösterdi. Teker teker yolcuları öte tarafa taşımaya başladı hastalık. Bir tesadüf müdür, yoksa tevafuk mu? Hastalananların hepsi rüyalarını yaşlı tayfaya yorumlatanlardan oluşuyordu ve ölenlerin cesetleri denizin sularına bırakılıyordu yavaşça. Rüyalarını yaşlı tayfaya anlatanlar bir lanete uğradıklarını düşünüp ölümün kendilerini de alacağını kesin bir inançla inanmaya başladılar. Bazıları başlarına tüm bu belaların yaşlı tayfa yüzünden geldiğini söyleyerek kaptanın kapısına dayandılar ve yaşlı tayfanın gemiden atılmasını istediler.
Kaptan ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Yolcuları başından savdı. Yaşlı tayfayı, yola çıkmadan bir gün önce gemisine almıştı. Bir önceki çalıştığı gemi bir fırtınada batmıştı, tek kurtulan kişi de yaşlı tayfaydı. Son çalıştığı gemi de dahil çalıştığı tüm gemilerin başına mutlaka bir bela geliyordu. Adam, gerçekten bindiği gemilere bir uğursuzluk mu getiriyordu?
Kaptan, yaşlı tayfayı yanına çağırdı ve gözleri açık olarak gördüğü kabusu yorumlamasını söyledi ve anlatmaya başladı.
“İki aylık bir yolculuk için limandan ayrıldım. Güzergahım biraz zorluydu, yol üzerinde ne bir ada ne bir kara parçası vardı. Bende her şeyimi onu göre ayarladım, yiyecekler ve sularla depolarımı doldurdum. İlk bir ay boyunca her şey yolunda gitti, kalan zamanda da her şey yolunda gidecek gibi görünüyordu. Sonra yolcular kabuslar görmeye başladılar. Denizin yorgunluğundan bu pek olağan bir durumdu, ne var ki bir gün yaşlı bir tayfa bunları yorumlamaya başladı. Yorumlarının sonunu “eğer karaya ulaşabilirsek bu dediklerim olur” diye bitiriyordu her seferinde. Sonra birden düzen bozuldu, ambarı su bastı yiyecekler telef oldu. Ardından fırtına çıktı ana direk kırıldı, gemi yol almaz oldu, suyumuz birden bire tükendi. Bir hastalık peyda oldu ki rüya yorumlatanları birer birer ölüme taşıdı. Şimdi Ey Tabirci! Yorumla bakalım benim rüyamı, nedir yorumun?”
Kaptanın gözleri açık gördüğü rüyayı dikkatle ve kıpırtısız dinleyen yaşlı tayfa, derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı.
“Saygıdeğer kaptan, seni huzurlu bir hayat beklemektedir. İçinde taşındığın gemi senin ruhun, ruhunu kirleten yiyeceklerde kin ve nefretlerin, sular onları alıp gidiyor, tanrı karşısında çok dik başlısın kırılan direk, tanrı karşısında boyun eğişinin ifadesi, suların bitmesi ki yaşanan onca sıkıntı üzerine dökülen göz yaşlarının dinmesi, gönlün huzura varmasıdır. Hastalıktan ölenler ise geminin karaya varabilmesinin kefaretidir.” Der. Kaptan duyduklarından şaşkındır.
Şimdi biz bu kabustan sağ salim çıkabilecek miyiz? diye heyecanla sorar kaptan, yaşlı tayfa gülümseyerek, bu kabustan kurtulmak için uyanmak gerekir sevgili kaptan, sense çok derin bir uykudasın, lakin uyunmana az kaldı. Ardından kamaranın kapısına doğru yönelir ve dışarı çıkar, kapının kapanmasıyla kaptan irkilir.
Gördüğü son rüyadan arta kalan bir ürpertiyle gözlerini açtı. Etrafına şöyle bir göz gezdirdi kaptan. Kamarasının tavanında sallanıyordu gaz lambası gemiye eşlik ederek. Her şey uykuya dalmadan önceki kadar sıradandı. Her şey bir kabustan uyanmak kadar huzur vericiydi.
Rüya Tabircisi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. İzzet KOÇAK