Bir kapının kenarından sızıyordu gözleri.Yağmurda kalmış bir toprak parçasıydı kalbi.
Yalnızlığı ve sükunetiyle yolların kesiştiği bir noktada atının üzerinde dimdik duruyordu.
Bırakıp gidilecek bir dünya vardı ardında ve yaşanması muhtemel bir başka dünyada karşısında. Yaşadığı tek bir zaman vardı anın içerisinde hapsolmuş.
Kararsızlığını kararlılığın gömleğiyle örtüyordu. Kararsız yaşamaktansa en anlamsız kararın ardında savrulmaya razıydı. Bütün kalelerini yıkıp çöl ortasında yürümeye razı olarak binmişti atına.
Haritanın tüm noktaları silinmişti. Gidilecek ne bir hedef gözüküyordu karşısında ne de bir durak vardı bilmediği yollar üzerinde.
O yolcu olmak kadar yol olmaya razı olarak çıktı.
Dört nala gün batımına doğru sürdü atını. Geceyle gündüz arasında bir çizgi kaldığında ulaştı Simeranya’ya sessizce.
Bir hanın önünde durdu. Atından inip içeri girdi. Güleç yüzlü insanlar karşıladılar kendisini, halini ve hatırını sordular, bakışları ve sözleriyle yargılamadılar bu yabancıyı. Biliyorlardı ki hepsi bu dünyada bir yabancı idiler.
Bir taş çorba içti. Bir parça ekmek yedi.
Uykunun kendisin sardığı bir zamanda bu sükunet şehrinde uykuya dalmak için hanın bir odasına çıktı.
Uyku yarım bir ölüm olarak sardı bedenini.
Rüyasında bir savaşın ortasında idi, siyah bir sancağın altında vuruşuyordu. Her vurduğu darbeden sonra kan yerine gül fışkırıyordu düşmanlarından.
Uyandığında terlememişti yatağın içinde. Yeni bir başlangıç yapmak için abdest aldı Simeranya’nın şifalı suyunda.
Kalktı ve mescide gitti, hakikatin manası sarmıştı tüm yüzleri.
Bir duaya bıraktı göz yaşlarını. Secdeden kalkmadan ağladı. Her gözyaşı ardında kalanların kefaretiydi.
Ve o ardında ödenmeyecek bir borç bırakmadan çıkmıştı yola.
Şimdi kalbin şehrindeydi, gül fışkırtacak bir savaşa başlayacaktı. Bu savaşın bir kaybedeni olmamalı diye tekrarladı. Vuranında vurulanında kazandığı bir savaş için başını secdeden kaldırdı.
Mescitten çıkıp karıştı hayatın ortasına.
Sumat Kalp Şehrinde
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder
Yorumunuz için teşekkür ederim. İzzet KOÇAK