Kazandaki Dedikodu


Kazan yıllardır kendi halinde kaynamaya devam ediyordu. Ara sıra altındaki ateş harlanınca etrafına içindekilerden sıçratıyor. Kazandan sıçrayan kelimelerle yananlar eline aldığı kepçeyle kazanı şöyle bir karıştırıyor. Ortalık iyice bir kirleniyordu.

Sonrası aralardaki mesafeler artıyor. Soğukluklar kazana atılan yeni kelimelerle büyütüyordu ufaktan ufaktan. Kazan bir sonraki harlanmaya kadar kendi içinde sessiz sedasız kaynamaya devam ediyor. Bu döngü dedikodu kazanının malum kısır döngüsü olup çıkıyordu.

Bazen döngüyü hızlandıracak şeyler olmuyor değil. Kazanın kaynama kapasitesinden habersiz misafirlere fazla yükleme yapınca kazanın altına atılan odunlar ateşi körüklüyor ve ortalık ana baba ve dedikodu günü oluveriyor.

Misafirinde dedikoduya meyilli olması ne acı son oluyor ev sahibi için.

-Ya hayır söyle ya sus.-

Bu durumun sonunda elbette iyilik adına gelişen bir şey yok. Her şeye rağmen hala bir şeylere karşı içinde hüsn-ü zan taşıyanlar, biriktirdikleri hüsn-ü zanlarını da yanlarına alıp kendi kabuklarına çekilmekte buluyorlar çareyi.

Meydanda kalan soğukluk belki ısıtılabilir ama kalplerdeki soğukluk dillerdeki ipsizlik yüzünden pek soğuyacağa benzemiyor.

Kazan kaynamaya devam ediyor. Ve insan denen varlıkta kötülük var oldukça da kaynamaya devam edecek.

Bir öyküydü yazmaya başlarken niyetim ama olmadı.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

hayatta dedikodu olmasa ne de güzel olurdu değil mi... bu kadar acı yaşanmamış olurdu. kalemine sağlık güzel yazı olmuş

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederim. İzzet KOÇAK